Folk müzikte, muhteviyatını, "aile kutsaldır!", "hayvanları koruyalım!", "beşeriyetin sonu var mı?" ana fikirleriyle dolduran şarkıları dinlemeyi, maneviyatı yüksek dinleyicilere bıraktığımız günlerden beri, dikkatimizi daha "freak" abi ve ablalara yöneltmiştik. Mevsim yaz! Küresel ısınma Everest tepesindeki karlara ulaşmışken içimizdeki tabiat sevgisi mutfaktaki -dağlardan evimize ulaşmış- bir damacana suyla sınırlı kalmıyor tabii. Mevsim griden yeşile dönmüşken, müzik dünyasında çanlar kimin için çalıyor?
Bowerbirds, -Devendra Banhart, Joanna Newsom, CocoRosie, Animal Collective gibi- deli fişek folkie'ler ve -biraz önce bahsettiğim- naif folkçular arasındaki ince çizgiyi dolduran başarılı yeni isimlerden. Yaptıkları müzik bakımından Bon Iver ve Shearwater'ın pastoral masalları ve pasta gibi şarkılarına yakın ve enstrüman çeşitliliği bakımından da "tek oda - bir salon" lo-fi hallerden uzak duruyor. Grubun oluşum sürecinde edindiği gözlem ve yaşayış şekli ise yaptıkları müzik üzerinde hayli etkili olmuş. Şöyle ki; Phil Moore (vokal) eski grubu Ticonderoga ile kayıt zamanlarında, kuş gözlemciliği üzerine bir iş teklifi alıyor. Sonrasında, tasarımcı kız arkadaşı Beth Tacular (akordeon) ile şehir hayatından uzak bir yerde tahta barınak kuruyor ve kuşları gözlemlemek için burada yaşamaya başlıyor. Bu süre içerisinde kuşlardan hayli etkilenen Phil, bu doğal yaşam üzerine şarkı sözleri yazarken, Beth'deki ışığın farkına varıyor ve bir yandan ona akordeon çalmayı öğretiyor... İsimlerini, karşı cinsi etkileme yöntemiyle nam salmış 'cennet kuş'undan alan grubun hikayesi, -herkesin seveceği türde- düşük bütçeli bağımsız film tadında...
Bowerbirds, debü albümü Hymn for a Dark Horse'ta tüm bu doğal yaşamı, ona karşı gelen endüstri, hava kirliliği, şehir hayatı gibi kımıl zararlılarıyla birlikte ele almıştı. Çalışmalarında bulunduğu ortamdan fazlasıyla etkilenen grup, son albümleri Upper Air'de ise bu sefer farklı bir tema kullanmış. İlk albümden sonra haftalarını turne yollarında geçiren Phil, söz yazımında daha kişisel konulardan beslenmiş. Mesela, her bir şarkı, birbirinden farklı kurgulanmış birer gezi notu niteliğinde... Öyle ki; albüm, dinlendikten sonra hafızalarda bol çeşnili imgeler bırakıyor ve siz kafanızda hikayeyi tamamlayamadan bir başkasına geçiyor.
Bowerbirds "Northern Lights" from matt amato on Vimeo.
Yollarına iki kişi olarak başlayan Bowerbirds, son albümle trio olmuş durumda... Hatta şarkı gerekliliklerine göre pek çok müzisyenle birlikte çalışıyorlar. Aranjmanlarında dikkati çeken şey ise, tüm enstrümanların vokalle paralel ilerlemesi... Tabii, bu da Upper Air'i chamber-pop saflarına daha yakın tutuyor. Upper Air, indie-folk gruplarının son zamanlarda çokça kullandığı - çabuk tükettiği hızlı melodiler, chamber koro ve akustiğin ön plana çıktığı düzenlemelerden sıkılmış bünyelerde rahatlatıcı etki yapacak gibi fakat, yine de bunu iddia edemeyecek kadar mütevazi ve naif bir albüm... Kısaca sizi bulut düzeyine çıkarmaktan başka amacı olmayan on adet şarkıdan söz ediyoruz.
Açılış şarkısı "House of Diamonds", ıslıkla eşlik edilesi nakarat ve ustaca döşenmiş yaylıları ile sizi birden albümün içine çekiyor. Gözlerinizi kapadığınızda, birilerinin şarkıyı odanızda çaldığını, kafanızda canlandırmanız zor olmuyor. Albümün bir diğer şarkısı "Teeth"de ise akordeon-keman uyumu ve duo-vokaller, Beirut şarkılarında çokça deneyimlediğimiz kısa süreli buhranları farklı hikayelerde tekrar yaşatıyor. Hatta bir kavalye bulunduğu takdirde üzerine hüzünlü bir vals de yapılabilir! "Silver Clouds" ve "Ghost Life" ise her singer-songwriter abimizin albümüne birkaç tane serpiştirdiği klasik folk şarkılardan... Albümde en sevdiğim şarkı olan "Chimes" ise organ kullanımı ve sözler itibariyle diğer şarkılardan biraz daha farklı bir yerde duruyor. Başa alıp tekrar tekrar dinlenmesi tehlikeli olan şarkılardan...
Upper Air, süresini hatırlamak istemeyeceğiniz bir gündüz şekerlemesinde, size eşlik etmesini isteyeceğiniz albümlerden biri... Somut karşılığı ise senenin en iyilerinden olması!
Kaynak : Reset Magazine




